TARSUS TARİHÇE

Doğuda Adana, batıda Mersin, kuzeyde Pozantı, Çamlıyayla, güneyde Akdeniz ile çevrilidir.
Tarihi ve coğrafyası ile Neolithik dönemden beri çeşitli kültürlerin kaynaşma noktasını oluşturan ve Antik Kilikia'da stratejik bir öneme sahip olan Tarsus, Kilikia'yı İç Anadolu'ya bağlayan tarihi yolların kavşak noktasındadır. Güneyde Regma Gölü ile Akdeniz'e bağlantısı nedeniyle, ilk ve orta çağlarda deniz ticaretine açık liman kenti olmuştur.
Tarsus'un ismi ilk kez Hitit metinlerinde 'Tarşa' olarak geçmektedir. Asur'lulara göre Que Krallığı'nın başkentidir. İ.Ö. 8. ve 7. yy.da Asur'lular Tarsus'u Tarzi (Tarzu) olarak isimlendirmişlerdir. İ.Ö. 6-5. yy.'da Asur ve Syennesis Krallıkları zamanında ismi değişmemiştir. Perslerin Tarsus'ta basılan sikkeleri üzerinde de Tarsus adına rastlanmaktadır. Tarsus 'Miratüliber' adlı Arap tarihine göre, Nuh Peygamberin torunu Tarasis tarafından kurulmuştur. Tarsus'un ismi önce Grekçe Tarsos, daha sonra Latince Tarsus olarak kullanılmıştır.
Kuruluşuyla ilgili söylence ise şöyledir: Antik çağlarda Tarsus Çayı'na, yerli Kilikia halkı Kydnos ismini vermiştir ve Kydnos'un oğlu Parthenia, Kydnos'un denize döküldüğü yere kendi adı ile bir şehir kurmuştur. Tufandan sonra suların çekilmesi ile kurulan bu şehre Tersein (kurutmak ) adı verilmiştir. Tarsus'un Tevrat'ta Efsus, İncil'de Arsus, İslam kaynaklarında ise Hz. Adem Aleyhisselamın oğlu Şit Peygamber tarafından kurulduğu belirtilmektedir.
Eshab-ı Kehf

Eshab-ı Kehf kelime olarak mağara arkadaşları anlamına gelmektedir. Kuran’da Kehf suresi 9-26 ayetlerinde bu hikâye anlatılmaktadır.
Dönemin putperest hükümdar nın zulmünden kaçan 6 inançlı genç yolda bir çobana ve köpeğine rastlarlar. Kendisi de inançlı biri olan çoban bu gençlere saklanmaları için bir mağara gösterir. Gençlerin peşinde olan hükümdar, onları mağarada uyurken bulur ve ölmeleri için mağaranın ağzını ördürür. Mucizevi bir şekilde bu 7 kişi ve köpekleri 309 yıl boyunca uyurlar. Uyandıklarında içlerinden birisini yiyecek alması için şehre gönderirler. Alışveriş için şehre inen genç, elindeki eski gümüş parayı uzattığında kendisinin hazine bulduğu düşünülerek yakalanır ve şehrin yöneticisinin huzuruna götürülür. Aradan geçen 3 asırlık zamanda şehrin başına inançlı birisi geçmiştir. Gencin anlattığı hikayeden çok etkilenen yönetici, ondan kendisini arkadaşlarının yanına götürmesini ister.